• Altın
  • Dolar
  • Euro
  • İstanbul °C
  • Ankara °C

Yazar M. Zakir Çetin: “Bu deyyusları ithal etmiş değiliz”

Yazar M. Zakir Çetin: “Bu deyyusları ithal etmiş değiliz”
Yazar M. Zakir Çetin: “Bu deyyusları ithal etmiş değiliz”

 Araştırmacı-Yazar M. Zakir Çetin: “Bu deyyusları ithal etmiş değiliz”Diyarbakır’da “Risale-i Nurda İman-ı Tahkiki” konulu konferans düzenlendi. Konferansta konuşan Araştırmacı-Yazar Muhammed Zakir Çetin, “Şuanda memleketimizde bir sürü imansız, deist çıkıyor” dedi.

“Deistleri, deyyusları, dinsizleri, imansızları,

anarşistleri, bu memlekete ithal etmiş değiliz”

Bu kişilerin ithal olmadığını, anne ve babaları Müslüman olanların çocukları olduğunu ifade eden Çetin, “Deist cenabı Allahın varlığına inanır, Allah kâinatı yarattı elini eteğini çekmiş, diyor ve sıfatlarını inkar ediyorlar. Kâinatı bize bırakmış sümmehaşa. Sanki Allahın ortaklarıymışız gibi idaresi bize aitmiş gibi düşünüyorlar. Deistler ateistler hangisi derseniz diyiniz. Hangi gruplar var, nice nice gruplar var ve tüm bunlar bu memlekete emin olunuz ki ithal değildir. Yani başka yerlerden Moskova’dan Amerika’dan başka yerlerden bu deistleri, bu deyyusları, bu dinsizleri, bu imansızları, bu anarşistleri, bu memlekete ithal etmiş değiliz. Bunlar bu memleketin ve bizim gibi annesi babası Müslüman olanların çocuklarıdır. Taklidi imana sahip oldukları için maalesef o imanlarını muhafaza edememişler. Düşmanlara alet olmuşlar cenabı Allah hepimizin imanın muhafaza etsin. Onun için bütün alimler diyorlar ki fıkıh ilminde taklit caizdir. Fıkıh hususunda taklit caizdir. Ama taklidi imanını tahkiki imana getirmen farzdır” dedi.

“Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir,

en büyük dava adamı Peygamberimiz Hz. Muhammed’dir”

Gerçek bir imana sahip olmak sarsılmaz bir imana sahip olmak demektir. İman hem nurdur hem burhan. Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir. Demek gerçek imana sahip olan bütün kâinat karşısına çıksa kesinlikle onların karşısında zerre kadar sarsılmaz. Ya onları hidayete getirir ya susturur ya onlar zulümleriyle baskılarıyla artık kendilerini vurmaya çalışırlar. Bunun en büyük örneği peygamberimizdir. Dava adamıdır ve ‘Dava adamı’ dendi mi başında Allah resulü gelir. Ebu Cehil gibi adamlara karşı tek başına mücadele ediyor. Ey insanlar ‘La İlahe İllallah’ deyiniz, cennete gidiniz der her yerde. Onlarda kimi taş atar kimi hakaret eder. Kimi toprak atar kimi de hâşâ tükürür. Başka yerlere gider orada da aynı muameleyi görür. En sonunda da der ki; müminin her şeyi hayırlıdır. Tehdit ediyor müşrikler. Dava adamı Peygamberimiz diyor ki, ‘Vallahi bir elime güneşi, bir elime ay verseniz yani dünya sultanı yapsanız bile zerre kadar bu davadan vazgeçmem’ diyor ve sonuna kadar devam edeceğim diyor. Çünkü davasına sahip çıkana Allah sahip çıkar”

Hayrat Vakfı’nın Gençlik ve Spor Bakanlığı desteğiyle yürüttüğü, ‘Gençleri İhya, geleceği İnşa” projesi kapsamında “Risale-i Nurda İman-ı Tahkiki” konulu konferans düzenlendi.

Kayapınar İlçe Müftülüğü Konferans Salonu’nda düzenlenen ve Araştırmacı-Yazar Muhammed Zakir Çetin’in konuşmacı olarak katıldığı konferansa Hayrat Vakfı Diyarbakır Temsilcisi Mehmet Altay, ‘Gençleri İhya, geleceği İnşa” Projesi Koordinatörü Baver Doğmuş, Diyarbakırlı alim ve mollalar, ilahiyat ve medrese öğrencileri ile çok sayıda vatandaş katıldı.

KUR’AN-I KERİM TİLAVETİYLE BAŞLADI

“Risale-i Nurda İman-ı Tahkiki” konulu konferans, ilahiyatçı Ömer hoca’nın Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.

“YARATILIŞ GAYEMİZİN EN ÜSTÜNDE İMAN BULUNUR”

Ardından konferansın açılış konuşmasını Hayrat Vakfı Diyarbakır Temsilcisi Mehmet Altay yaptı. Bu ahir zaman fitnesinin kitle iletişim araçlarıyla evlere taşındığını ve herkesin imanını zorlamayı başardığını anlatan Altay, imani derslerin önemine vurgu yaparak şöyle dedi:

“Asr Suresi Kuranın bir anlamda özeti olarak görülür. Asr anlamı zamandır, ölümdür. İnsanoğlu bu ömür sermayesini eğer bir sonraki merhalelerden takip edemezsek maalesef büyük bir zarara düşüyor. Allahın verdiği bu ödülü hayatı öyle kullanamazsa kendine zarar vermiş olur. Nedir bunlar ilk madde iman. Hayatın en büyük gayesi O. Sonra bu imanı ayakta tutmak dinç tutmak için gayet ortaya koyulmalı. Sürekli hakkı tebliğ edecez, hakkı savunacağız. Adaletli ve hakkaniyetli olacağız. Hakkı anlatmakta sabırlı olacağız. Bu noktada şevkimizi bozmadan sürekli bu sebatı ortaya koyacağız ki sahabeyle aramızdaki en büyük fark bu, onlar ömürlerin sonuna kadar islama olan şevklerini heyecanını kaybetmemişler. Biz ise kısa süre içerisinde umduğumuzu bulamadığımız zaman heyecanı kaybediyoruz pes ediyoruz. Bir insanın vazifei fıtratı imanımızı ayakta tutmaktır taze tutmaktır. İnsanın en büyük makamı da Allah’a iman, sonsuz kudretini ilmini iradesini hakeza tanımaya çalışmak. Yaratılış gayemizin en üstünde iman bulunur. Başka bir yerde imanın sabit olmadığı tek bir mertebesi bulunmadığı taklidi tahkiki olanları vardır.

 

“İMANI SABİTLEMEK, TAZELEMEK, CANLI TUTMAK LAZIMDIR”

Risalede şöyle ifade ediliyor. Bu pencereler risalesi imanlı olmayanı imanlı hale getirir inşallah. İmanı zayıf olanın imanını kuvvetleştirir. İmanı taklidi olanı da imanını tahkiki yapar. İmanı tahkiki olanın imanını genişletir. Daha nurani, parlak manzaralar açar. İşte bunun için önemlidir. Bazıları bir kere okuyup tamam öğrendim sanabilir. Bazıları ben âlimim diyebilir. Hem imandır hem zikirdir hem ibadettir hem marifettir. Bir insan ne kadar âlim olursa olsun ne kadar bilgili olursa olsun herkesin imana tefekküre ihtiyacı vardır. Onun için bu imani derslerden faydalanmak gerekiyor. İman geliştirilmeli. İmanı sabitlemek, tazelemek. Canlı tutmak lazımdır. İbadet etmeye etmeye bu sefer bir noktadan sonrada imanı gidiyor. Onun için bu ibadetler önümüze koyulmuş ki her gün imanımız bu ibadetlerle perçinleyelim, inkişaf edelim canlı tutalım diye. İbadetin bir manası da budur. Evet, Allahın emirlerini yapmaktan ve yasakladığı şeylerden sakınmaktan olan ibadet vicdani rahatlığı olan imanla güçlendirilmezse tesiri zayıflar. Bugünkü İslam âleminin bu hazır durumu bu hal bunun ispatıdır. Bugün Müslümanlar ibadeti terk etmişler ibadete olan inancı zayıflatmıştırlar”

ÜNLÜ SANATÇI EYMEN SAHNE ALDI

Altay’ın ardından, İlahi Grubu birbirinden güzel ilahiler seslendirdi. Ardından ünlü sanatçı Eymen, sahne aldı. Çok beğenilen özellikle Risale-i Nur külliyatının Sözler mecmuasından birinci sözde ‘Bismillah her hayrın başıdır’ ile başlayan sözleri ‘De Bismillah’ isimli eserinde yorumlayan Eymen’in, bağlamada Ahmet Kırsaçlı eşliğinde güzel bir performans sergiledi.

“BU DEYYUSLARI İTHAL ETMİŞ DEĞİLİZ”

Ardından Araştırmacı-Yazar Muhammed Zakir Çetin, ülkedeki imani durumla ilgili bir tespitle söze başladı. ‘Şuanda memleketimizde bir sürü imansız, deist çıkıyor” diyen Çetin, Bu kişilerin ithal olmadığını, anne ve babaları Müslüman olanların çocukları olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

“Deist cenabı Allahın varlığına inanır, Allah kâinatı yarattı elini eteğini çekmiş, diyor ve sıfatlarını inkar ediyorlar. Kâinatı bize bırakmış sümmehaşa. Sanki Allahın ortaklarıymışız gibi idaresi bize aitmiş gibi düşünüyorlar. Deistler ateistler hangisi derseniz diyiniz. Hangi gruplar var, nice nice gruplar var ve tüm bunlar bu memlekete emin olunuz ki itihal değildir. Yani başka yerlerden Moskova’dan Amerika’dan başka yerlerden bu deistleri, bu deyyusları, bu dinsizleri, bu imansızları, bu anarşistleri, bu memlekete itihal etmiş değiliz. Bunlar bu memleketin ve bizim gibi annesi babası Müslüman olanların çocuklarıdır. Taklidi imana sahip oldukları için maalesef o imanlarını muhafaza edememişler. Düşmanlara alet olmuşlar cenabı Allah hepimizin imanın muhafaza etsin. Onun için bütün alimler diyorlar ki fıkıh ilminde taklid caizdir. Fıkıh hususunda taklid caizdir. Ama taklidi imanını tahkiki imana getirmen farzdır. Bütün ulemamızın ittifakı budur. Cenabı hak hepimizi muhafaza etsin.

“HAKİKİ İMANI ELDE EDEN ADAM KÂİNATA MEYDAN OKUYABİLİR”

Evet, birde tahkiki olan iman vardır, tahkiki olan iman nedir. Kesinlikle kendi varlığımıza dünyamıza, hayatımıza gözümüz önündeki her şeye inandığımız gibi imanın esaslarını da o şekilde delillerle ispat ederek inanmamız demektir. Gerçek bir imana sahip olmak sarsılmaz bir imana sahip olmak demektir. Kardeşin de okuduğu gibi iman hem nurdur hem burhan. Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir. Demek gerçek imana sahip olan bütün kâinat karşısına çıksa kesinlikle onların karşısında zerre kadar sarsılmaz. Ya onları hidayete getirir ya susturur ya onlar zulümleriyle baskılarıyla artık kendilerini vurmaya çalışırlar.

“ÖYLE BİR İMANA SAHİP Kİ BÜTÜN KÂİNATA MEYDAN OKUMUŞ”

Evet, bunun örneği başta peygamberimiz Hz Muhammed aleyhisselatu vesselamdır. Ebu Talibin yetimi ama tabii ki öyle bir imana sahip ki bütün kâinata meydan okumuş ve o kuvvetli imanla büyün kâinatın başına geçmiş hakeza tarihten imana hizmet eden dini müminu islama karşı düşmanların saldırılarını bertaraf eden Sultan Fatihler ey Selahattini Eyyubiler ve hakeza tarihteki bütün mücahitler, Bediüzzamanlar bütün bunlar bütün kâfirlere karşı bu iman ile dayanabilmişler. Ve üste de çıkmışlar muvaffak ta olmuşlar. Çünkü ayeti kerime vardır size arz edeyim.  Cenabı hak buyuruyor ki; eğer sabrederseniz günahlara karşı sabredip günahlara girmezseniz, ibadet üzerine sabredip ibadeti terk etmezseniz, musibetlere karşı Allaha karşı şikâyet etmezseniz, düşmanlarınızı sevmezseniz tefsirde özellikle takva noktasında diyorlar ki düşmanını sevmezsen düşmana karşı kesinlikle rabbine itimadını sağlam tutarsan o düşmanlar zerre kadar hileleriyle size zarar vermezler.

“MÜSLÜMANLAR OLARAK SIKINTI ÇEKİYORSAK BU SIKINTI İMAN ZAAFINDAN DOLAYI GELİYOR”

Evet, sevgili kardeşler biz Müslümanlar olarak sıkıntı çekiyorsak bu sıkıntı iman zaafından dolayı geliyor. İbadet zaafından geliyor. Demek gerçekten sabır ve takva dairesinde hakkıyla yaşamıyoruz ki düşmanlarımızın sıkıntılarını çekiyoruz. Zalim kendine karşı gelen kullarını isyan edenlerden Allah zalim ile onlardan intikam alır. Zalim Allahın kılıcıdır. Allah zalim ile kendine isyan eden kullarından intikam alır. Ama zalimi de kendi halinde bırakmaz. Allah izzetiyle celaliyle o zalimden intikam alır. Zalimi de kendi başına bırakmaz rabbim bizi ne zalim ne mazlum eylemesin. Mümin ne ezilir nede ezer. İzzetli yaşar. İşte bu izzeti bize kazandıran imandır. İman ne kadar kuvvetliyse o kadar izzetliyiz. İman ne kadar düşerse o kadar izzetimizi kaybederiz Cenabı hak muhafaza etsin.

“PEYGAMBERİMİZ İSLAMİYETİ ÜMMETİ İÇİN İSTİYOR”

İmanı tahkikinin 3 mertebesi var. Kesin olarak bilgiye dayalı olarak kanıt olarak biz inanıyoruz imanın altı şartına kesin bir bilgiyle inanıyoruz. Delil ve burhanlarla imanın altı şartının var olduğuna hak olduğuna hakikat olduğuna inanıyoruz. İkincisi ya gözümüzle görüyoruz veyahut ilmen imanımız öyle kuvvetleniyor ki o imanın şartlarını görenlerin imanları ne denliyse kuvvetliyse bizimde delil ve burhanlara dayalı olarak imanımız o kadar kuvvetli hale geliyor. 2 yolu var imanın. Birisi keşif ile biri delil ve burhan iledir. Bir de imanın hakkel yekin mertebesi vardır. Aynel yekin gözümüzle görmek gibidir. Bizzat o imanın şartlarından istifade etmişiz, yaşamışız. Buna da imanın hakkelyekin mertebesi deniyor. Muhakkak ki peygamberimiz görmüştür. Ama bir örnek olsun diye. Peygamberimiz (SAV) cenabı hakkın varlığına birliğine inanıyor. Sonra miraca çıkıyor. Önceden gözleriyle görüyor. Kâinata tekmil veriyor. Peygamberimiz (SAV) ümmetini orda unutmuyor. İslamiyeti ümmeti için istiyor. O sohbete iştirak eden Cebrail aleyhisselam da kelimei şahadet olarak ümmeti Muhammet için kabul edilsin diye bu noktada onlara iştirak ediyor. O sohbeti ilahiye iştirak ediyor. Peygamberimizin önceden ilmen inanması ilmen yekin mertebesidir. Gözleriyle kalbimizi görmesi aynel yekin mertebesidir. Bizzat sohbetini dinlemesi hakkelyekin mertebesidir. Sohbet etmiş meleklerle görüşmüştür.

 

 

“ZALİMLER İÇİN YÜZ BİN CİHETTE YAŞASIN CEHENNEM”

Birde görmeden inanmak. Hz Ali (ra) diyor ki, cenabı hakkı gözlerimle görsem ahreti gözlerimle görsem imanımda artış olmayacaktır. Çünkü o imanın o mertebelerine çıkmışım benim imanım o derecededir. Bizzat gözlerimle görmüş gibi inanıyorum. Evet sevgili kardeşler Kur’an-ı Kerim’in bir tefsiri olan Risale-i Nur işte bu imandandır. Kurani bir yolun imanınızı ilmen yakinden hakkel yakin mertebesine çıkaracak bir yoldur Risalei Nur. Anlayarak bilerek okuyan böyle bir yol olduğunu görür. Ve Risalei Nur imanın dışındaki bütün yolların çıkmaz yol olduklarını, yanlış olduklarını işaret eder. Hangi devlet var ki ona iyilik eden memurluk edenlere maaş ödemesin. İsyan edenlere de devlet karışmasın, böyle bir devlet olur mu? Böyle bir saltanat olur mu böyle bir memleket olur mu? Bunların cezası olmayacak mı ya. Başka bir Mahkeme-i Kübra vardır. Zalim mükâfatını cezasını görecektir. Öyleyse zalimler için yüz bin cihette yaşasın cehennem. Zaman gösterdi ki cehennem lüzumsuz olmadığı gibi cennette ucuz değildir. O da bir fiyat ister Kur’ana hizmet ister. Fedakârlık ister, cesaret ister. Allah yolunda koşturmak ister. Üstadımız ne diyor Müslüman sadece kendi imanını kurtarmak değil, başkasının imanını da muhafaza etmeye mükelleftir. Hizmeti ciddi yaparsak hem kendi imanımızı hem başkasının imanını da muhafaza ederiz.

“BİZ MÜSLÜMANLAR NEDİR BU HALİMİZ?”

Bir edebiyatçı diyor ki aşk yok, şevk yok, heyecan yok, taş mı kesildin? Hayret veriyorsun bana, sen böyle değildin. Evet, bugünkü müminler için bu ifade doğrudur. Biz Müslümanlar nedir bu halimiz. Bu perişanlığımız sıkıntılarımız evet bütün bunlar imanın zaafından geliyor. Milletin imanını takviye edersek din hayatın hayatıdır. Hem nuru hem esasıdır. İhya din ile olur. Onun için üstadımız diyor ki zaman imanı kurtarma zamanıdır. Sevgili kardeşler yani bakınız yani imansızlar yetmiyormuş gibi bide mezhepsizler başımıza müellet oldu. Bir sürü saçma sapan insanlar küfre gidecek derecede maalesef dine saldırılar vardır. E bizde dinimizi tam yaşayıp öğrenmediğimiz için maalesef bu gibi akımlara katılıp dinimizi islamı, hayatımızı her an kaybedebilme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Onun için çalışmamız lazım. Onun için gerçekten düşmanımızı tanımamız lazım. Daha ziyade her şeyden önce kendimizi tanımamız lazım. Kendimizi bilmemiz lazım. Neciyiz nerden geldik ve nereye gidiyoruz. Nefsini bilen haddini bilir. Nefsini tanıyan Rabbini tanır. Ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz. Senin nefsin Allahın işidir. Bunu görürsen onu anlarsın daha iyi. İnsan eşittir âlem. Çekirdek büyürse ağaç olur. Ağaç küçülürse çekirdeğe dönüşür. Allah muhafaza etsin. İşte dava adamı olmak bu demektir.

“YAZIKLAR OLSUN BİZLERE!”

Bazılarının davası dağa çıkıp anarşist olmak. Milleti öldürmek millete zulüm etmek. Bari dava dava olsada bu basit hayat o davaya feda edilsin. Dava pisipisine gitmektir. Şöhret için. Zaten geberip gidiyorsun şöhret olsan ne olur. Cehennemi azabı düşünmüyorlar. Onları dinlerken şunu düşündüm bunlar beş para etmeyen her şeyini boşa harcayan böyle basit bir hayatı feda ederlerde bize ne oluyor ya, Ehli imana, Risalei Nur talebelerine ne oluyor. Ebedi ahreti kazanacak davaları vardır. İman davaları vardır. Biz neden böyle bir davaya bu basit hayatı feda etmiyoruz. Basit şeylerle uğraşıp bu hayatı boş yere harcıyoruz ya. Yazıklar olsun bizlere. Biz iman davasından başka çaremiz yoktur. Bu iman davasına ne kadar hizmet edersek o kadar insanız o kadar değer kazanırız. Yoksa boş şeylerle harcadığımız hayat başarısızlıktır. Bu hususta bizim en büyük örneğimiz peygamberimiz aleyhisselamdır. Dava adamıdır. Dava adamı dendi mi başında o gelir, Allah resulü gelir. Ebu cehil gibi adamlara karşı tek başına mücadele ediyor. Ey insanlar la ilahe illallah deyiniz, cennete gidiniz der. Onlarda kimi taş atar kimi hakaret eder. Kimi toprak atar kimi de hâşâ tükürür. Başka yerlere gider orada da aynı muameleyi görür. En sonunda da der ki müminin her şeyi hayırlıdır. İşte bu dava uğruna bu şekilde koştururken tabi ayetler nazır oluyor. Müşriklerin hakkındaki onların azaplarından bahsediyor.  Tehdit ediyor müşrikler. Diyor ki dava adamı peygamberimiz vallahi bir elime güneşi bir elime ay verseniz yani dünya sultanı yapsanız bile zerre kadar bu davadan vazgeçmem diyor ve sonuna kadar devam edeceğim diyor. Çünkü davasına sahip çıkana Allah sahip çıkar. Daha çok örnek vardır. Bazen olur ki  hiç kimsenin olmadığı hiç kimsenin bir şey yapamadığı ortam olur. Lakin orada her zaman biri olur o Allah tır.  Bizde böyle olsak elbette onlara yardım eden rabbimiz bize de yardım eder.  Şüphesiz Allahın rahmeti iyilik edenlere yakındır. Allah iyilik edenlere yardım eder. Fazla vakit almayayım. Fedakâr olmak lazım. Ebubekir Sıddık gibi hayatını müminlere feda etmek gibi. cenabı hak bu fedakarlıktan cesaretten,kahramanlıktan bize de ihsan eylesin. Bizi kurana hizmetkâr etsin”



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Hüda-Par Genel Başkanı İstifa Etti

Hür Dava Partisi (HÜDAPAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Diyarbakır’dan partisinin bağımsız adayı olmak için parti genel başkanlığından istifa etti.

Hür Dava Partisi (HÜDAPAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Diyarbakır’dan partisinin bağımsız adayı olmak için parti genel başkanlığından istifa etti.

HÜDAPAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Diyarbakır’dan partisinin bağımsız adayı olmak için parti genel başkanlığından istifa etti. Yapıcıoğlu, istifasını resmi Twitter hesabı üzerinden, “30 Haziran 2013 tarihinden beri şerefle üstlendiğim HÜDA PAR Genel Başkanlığı görevimden bugün istifa ettim” sözleriyle duyurdu.

Diğer yandan HÜDA-PAR yetkilileri, 24 Haziran milletvekili seçimleri için milletvekili aday listesini Yüksek Seçim Kuruluna (YSK) teslim etti.

Silvan’da Abdülhamid’siz Yüzyıl” Programı Silvan’da Abdülhamid’siz Yüzyıl” Programı

Türkiye Kardeşlik Birliği (TÜRKAB) Silvan İlçe Başkanlığınca “Abdülhamid’siz Yüzyıl” adlı program gerçekleştirildi.

Türkiye Kardeşlik Birliği (TÜRKAB) Silvan İlçe Başkanlığınca “Abdülhamid’siz Yüzyıl” adlı program gerçekleştirildi. Araştırmacı Tarihçi-Yazar Mustafa Armağan’ın konuşmacı olduğu programa Diyarbakır ve Silvan’dan gençler yoğun ilgi gösterdi.

Programda, TÜRKAB Silvan İlçe Başkanı Erhan Eker’in karşılama konuşmasından sonra TÜRKAB Genel Başkanı Sait Ali Arslan açılış konuşması yaptı. Arslan, birliğin önemini vurgulayarak, “Mekke inancımızın merkez üstü, Medine sevgimizin, İstanbul sevdamızın başkenti, Kudüs hüznümüzün, Gazze’nin farkı yoktur Çanakkale’den” dedi.

Tarihçi-Yazar Mustafa Armağan ise konferansında, Abdülhamid zamanında yapılan 300 hastane, 8 bin kilometre demiryolu, 5 bin okul ve nice eserin Sultan Abdulhamid’in tahtan indirilmesinin en önemli sebeplerinden biri olduğunu ifade etti. Yakın zamanda yaşanan 27 Nisan bildirisinin Abdulhamid’in tahtan indirildiği gün olan 27 Nisan’a gönderme olduğunu anlatan Armağan, şuan kullanılan medeni kanunun, İsviçre’nin kullandığı kanunlar olduğunu belirti. Armağan, “Bizlerin, İsviçreliler ile akrabalık bağımız olduğundan, ortak tarihe ve kültüre sahip olduğumuzdan, aynı dili kullandığımız ve aynı dine inandığımızdan, bizlere en çok uyan kanunların İsviçre medeni kanunlar olduğundan ve onlara duyduğumuz hayranlıktan ötürü İsviçre medeni kanunu getirilip bizim kanunumuz olarak uygulanmaya başlandı” dedi.

 

 

“Devrim başka ülkelerin kanunlarıyla yapılamaz”

Armağan devrimin başka ülkelerin kanunları ile yapılamayacağına dikkat çekerek, “Eğer devrim yapılacaksa, kanun yapılması gerekiyorsa kültürümüz ve ortak değerlerimiz ile modern kanunların mezc edilmesi ile daha güzel daha uygulanabilir kanunlar oluşturmalı. Başka ülkelerden kanunlar getirmekle devrim olmaz” ifadelerini kullandı.

İsviçre Medeni kanunun uyumsuzluğuna dikkat çeken Armağan, şunları kaydetti:

“İsviçre medeni kanunu getirilerek tercüme edildi. Tam manası ile tercüme yapılamadığını, 1940’ta İsviçreli bir uzamanın uyarmaları ile anlaşıldı ve derhal uzunca metinler halinde kanunlar tercümesine göre tekrar değiştirildi. Hatta kanunlar ilk başta acele ile meclisten geçirilirken tercüme eden zat, evlenilmesi yasak olan kişileri kanuna eklerken sütkardeş ve sütanneleri de yanlışlıkla eklemiş. Bu yanlışlık altı ay sonra fark edilip medeni kanunda tek İslami kanun olan bu maddeyi Meclis yaz tatilinde iken acele ile toplantıya çağıran dönemin adalet bakanı Mahmut Esat Bozkurt tarafından değiştirilmiştir.”

“Bir alfabeyi unutmak medeni başarı değildir”

Harf inkılabına da dikkat çeken Armağan, “Medeniyet her zaman artıya prim verir. Bir alfabeyi unutmak medeni bir başarı değildir. Latin harfler ile beraber Arap harfleri de öğretilmeliydi ki en azından dedelerimizin mezar taşlarını okuyabilseydik. Dünya da sair milletlerden insanlar yüz yıl önceki gazetelerini okuyabiliyorken, derin edebiyat ve kültüre sahip olan geçmişimizi okuyamıyoruz” diye konuştu.

Konferansın ilerleyen safhalarında yakın tarih ile bilgi verilip, Mustafa Armağan’a hediye ve plaket takdim edildi.

CHP Diyarbakır Milletvekili Adayı Çekildi

CumhuriyetHalkPartisi (CHP) Diyarbakır Milletvekili Adayı Gülay Emre, adaylıktan çekildiğini açıkladı. Emre, “İddia ediyorum, milletvekili adaylık başvurusu gününe kadar il binasının adresini bilmeyen, memur olduğu için 3 ay bedavadan izin kullanmak için aday olanlar bile en üst sıralarda. Bu ahlaksızlığa ortak olmayacağız” dedi.

CHP’nin Diyarbakır’da 9’uncu sıradan milletvekili adayı gösterdiği iş kadını Gülay Emre, adaylıktan çekildi. Merkez Kayapınar ilçesindeki iş yerinde basın toplantısı düzenleyen Emre, partisini topa tuttu. Bazı il yöneticileri ve başkanların partinin genel ilkelerine tamamen ters bir politika yürüttüklerini belirten Emre, hayatları boyunca sosyal demokrat bir partinin sokağından bile geçmemiş, CHP dışında hemen her partide yer aramış ama oralarda kabul bile görememiş ve sırf listeyi tamamlamak için eklenmiş kişilerin listenin ilk sırasında aday gösterildiğini savundu.

Milletvekilliği adaylık başvuru gününe kadar il binasının adresini bilmeyen ve memur olduğu için 3 ay bedava izin kullanmak için aday olanların bile üst sıralarda olduğunu iddia ettiğini anlatan Gülay, “Bu ahlaksızlığa ortak olmayacağız. Bu kararın hiçbir CHP’li de, CHP’ye yüzünü dönmeye hazır hiçbir Diyarbakırlıda ve kadınların vicdanında karşılığı yoktur. Partimizi tabela partisi etme hadsizliği gösteren niteliksiz, genelde kadınlara, özelde ise Kürt kadınına düşman il başkanı ve yöneticilerimizin derhal istifa etmeleri ve görevlerinden alınmaları gerekmektedir. Güçlü, sosyal demokrat kadınlardan korkan bu tür yöneticilere partimizde ve partimizin genel kadın anlayışında yer yoktur. Bu kirli karara ortak olmamak adına bir üye olarak partime hizmet etmeye devam etmenin onuru ile milletvekili adaylığından istifa ediyorum” dedi.



EDİTÖRLER
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Kategori Seçin:
Kategori Seçin:

Gazete Manşetleri

TRT Haber Haberler