Tarihi Diyarbakır Evleri Turizme Kazandırılıyor

Tarihi Diyarbakır Evleri Turizme Kazandırılıyor
Tarihi Diyarbakır Evleri Turizme Kazandırılıyor

Tarihi Diyarbakır evleri devlet desteğiyle restore edilerek turizme kazandırılıyor.

Tarihi Diyarbakır evleri devlet desteğiyle restore edilerek turizme kazandırılıyor.

Diyarbakır’ın merkez Sur ilçesinde bazalt taştan yapılan, bir dönem kalabalık ailelerin yaşamını sürdürdüğü avlulu evler, devlet katkısıyla yöre mimarisine uygun restore ediliyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığının sunduğu proje ve onarımın yanı sıra TOKİ’den de kredi desteği alan vatandaşlar, öz sermayelerini de katarak, mülkiyeti kendilerine ait olan evlerini yaşamla yeniden buluşturuyor.

Turizmin canlandığı ilçede restorasyonu tamamlanan evler kafeterya, restoran olarak yerli ve yabancı turistleri ağırlarken, konuklarını tarihe yolculuğa çıkarıyor.

“Turizm için ideal bir yatırım”

Evini devlet desteğiyle restore ederek işletmeye veren biri yaptığı açıklamada, evinin restorasyondan önce çok kötü durumda olduğunu söyledi.

Tescilli tarihi evini TOKİ’den aldığı düşük faizli uzun vadeli 160 bin lira kredi katkısıyla yaklaşık 400 bin liraya restore ettiğini anlatan bu kişi, evinin turizme kazandırılmasından mutluluk duyduğunu belirtti.

Ezilmez, evin tapusunun kendisine ait olduğunu ancak bu tarihi yapıların devletin ve halkın da malı olduğunu bildirerek, “Yaptığımız turizm için ideal bir yatırımdır. Tarihi evlerin tümünün restorasyonunun yapılmasını ve turizme kazandırılmasını isteriz. Yeter ki; masraf edilsin, canı gönülden çalışılsın ve aslına uygun restore edilsin.” dedi.

Sur’un dünya mirasında yer alan önemli bir ilçe olduğunu aktaran Ezilmez, “Sur’daki çalışmalar düşündüğümüz gibi sonuçlanırsa burası Türkiye’de turizmin kalbi olur, burası güllük gülistanlık olur.” ifadelerini kullandı.

“Cumhurbaşkanımız Sur’a büyük önem veriyor”

Devletin Sur’a yaptığı yatırımlardan duyduğu memnuniyeti dile getiren Ezilmez, şöyle konuştu:

“Cumhurbaşkanımız Sur’a büyük önem veriyor. Çok sayıda yatırım var. Sur’u canlandırmak, turizme kazandırmak, buranın ekonomisini canlandırmak istiyor. Vatandaş olarak gerekli yatırımı yaptık. Cumhurbaşkanımızdan tek bir isteğimiz var turizm belgesi alabilmemiz için kolaylık sağlanması.”

“Yarınlarımız için çocuklarımız için güzel eserler bırakmayı istiyoruz”

Doğduğu evini yaşamla buluşturmak için çalışma yürüten Şeyhmus Güzel de zaman içinde tahribata uğrayan evinin restore edilmesi amacıyla hazırladığı projenin onaylanmasının ardından işe başladığını söyledi.

Yaklaşık 1,5 yıldır çalışmaların sürdüğünü, yıl sonuna kadar restorasyonun tamamlanmasını umut ettiğini dile getiren Güzel, amaçlarının kente güzel bir eser kazandırmak, gelen turistleri güzel şekilde ağırlamak olduğunu vurguladı.

Sur’a yapılan çalışmaların hızlı şekilde devam ettiğine değinen Güzel, “Sonuçta her şey Diyarbakır için. Buranın tarihiyle ilgili herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini düşünüyorum. Bizler faniyiz, eserler yerinde kalacak. Yarınlarımız için çocuklarımız için güzel eserler bırakmayı istiyoruz. Bu açıdan biz de özen gösteriyoruz. Devletin Sur’a yaklaşımı çok iyi ve gereken yapılıyor.” ifadesini kullandı.

Güzel, Sur halkı olarak da ellerinden gelen gayreti esirgemediklerini, evinin restorasyon maliyetinin yaklaşık 650 bin lira olduğunu aktararak, Bakanlıktan 80 bin lira hibe, TOKİ’den 160 bin lira kredi desteği alarak işe başladığını kaydetti.

Kentte restore edilmeyi bekleyen çok sayıda evin bulunduğunu anlatan Güzel, bu evlere yönelik yapılacak çalışmalar için insanların teşvik edilmesinin önemine değindi.

Güzel, “Diyarbakır’ın tarihine sahip çıkmak gerekiyor. Şu anda turizm için hazırlık yapılıyor. Gün gelecek burası parmakla gösterilecek bir şehir olacak inşallah.” dedi.

“Geçmişe merak başladı”

İşletmecilerden biri, böyle bir mekanın turizme kazandırılması için çok çaba harcandığını aktardı.

Kentin gelenek ve göreneklerinin geçmişte bu evlerde yaşatıldığına dikkati çeken bu kişi, yerli ve yabancı turistlerin bu mekanları merak ettiğini söyledi.

Geçmişte birkaç ailenin bir arada yaşadığı bu evlere ilgi gösterildiğini dile getiren bu kişi, “Bu evlerde her taşın kendine göre bir anlamı var. İnsanlar bu geleneği öğrenmek için geliyor. İnsanlar modern yaşamı tercih etti ama geçmişe bir merak da başladı.” ifadelerini kullandı.

Şenyiğit, tarihi evlere yönelik büyük talebin olduğunu anlattı.

Müşterilerden biri, kent için bu tarihi yapıların turizme kazandırılmasının önemli olduğunu söyledi.

Herkese bu yapıları görmelerini tavsiye eden bu kişi, “Keşke bu restorasyon çalışmaları yıllar önce yapılmış olsaydı.” diye konuştu.

Akdamar, Diyarbakır’ın bu çalışmaları hak ettiğini vurgulayarak, “Restorasyonlar ve devletin bu yönde adım atması, Sur’un tekrar halka açılması güzel. İnsanlar şimdi Diyarbakır’ı konuşuyor.” şeklinde konuştu.



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Diyarbakır’ın saklı cenneti: Taşköprü Diyarbakır’ın saklı cenneti: Taşköprü

Diyarbakır’ın Silvan, Kulp, Hazro ilçeleri arasında bulunan ve ismini bulunduğu köyden alan Taşköprü, manzarası ile görenleri kendine hayran bırakıyor.

Diyarbakır’ın Silvan, Kulp, Hazro ilçeleri arasında bulunan ve ismini bulunduğu köyden alan Taşköprü, manzarası ile görenleri kendine hayran bırakıyor. Şelalesi ve suyu ile cenneti andıran bölge, ziyaretçilerini bekliyor. Silvan, Kulp, Hazro ilçeleri üçgeninde bulunan ve adını bulunduğu Taşköprü köyünden alan, halkın Geleye Goderne olarak adlandırdığı bölge çevredeki vatandaşların en gözde mekanı haline geldi. Eşsiz güzelliği ile Akdeniz ve Ege kanyonlarını andıran Taşköprü, doğal manzarası ile görenleri kendisine hayran bırakıyor. Dağların arasında cennetten bir köşeyi andıran bölgeye gelen vatandaşlar, piknik yapıp yüzüyor. Bölgeye gelip eşsiz manzaranın tadını çıkaran vatandaşlar, alanın çevre düzenlemesinin yapılarak dünyaya tanıtılmasını istiyor. Akarsuyun doğal yapısının hayranlık uyandırdığını belirten vatandaşlar, yetkililerin çok bilinmeyen Taşköprü’nün tanıtımını yaparak yerli ve yabacı turistlerin bölgeye gelmesini istiyor.
“BURASI DİYARBAKIR’IN EN GÜZEL YERİ” Ailesiyle piknik için Taşköprü’ye gelen 13 yaşındaki Sami Yusuf Bayram, sabah geldiklerinde alanın çöple dolu olduğunu söyledi. Çöpleri topladıktan sonra yüzmeye başladıklarını belirten Bayram, “Bence burayı korumaya almaları lazım. Çünkü geldiğimizde acayip şekilde çöp ve deterjan kokusu geliyordu. Burası güzel bir yer, koruma altına almaları lazım. Yurt dışından da turistlerin gelmesi lazım, çünkü çok güzel bir yer. Diyarbakır’ın en güzel yeri olabilir. Buraya geldiğimizde kötü bir şeyle karşılaşmadık. Gayet güzel bir şekilde pikniğimizi yapıp gideceğiz” dedi.
“TUR OPERATÖRLERİ BURAYA SEFER YAPMALI” Piknik yapıp, suya girmek için Taşköprü’ye gelen Fahri Topal ise, Kulp’un İslam köyünde yaşadığını ifade ederek, her hafta sonu Taşköprü’ye geldiğini söyledi. Topal, “Hafta sonu bölgede yer bulunmuyor. Memleketimiz güzeldir, seviyoruz, hiçbir sıkıntı da yok. Hiçbir olay yok. Yetkililer memleketimize sahip çıksın, park düzenlemesi yapsınlar. Yollardan gelemiyoruz, yukarıdan geliyoruz aşağıya kadar arabanın frenleri tutmuyor, hep rampa. Bütün turizm şirketlerine sesleniyorum, buralara da sefer yapsınlar. Memleketimiz güzeldir, sahip çıkalım memleketimize. Onlarındır buralar. Burayı bırakıp batıya kaçmışlar. Ne işiniz var batıda, buraya gelin” diye konuştu. Ailesiyle birlikte suyun ve pikniğin tadını çıkartan Kandil Nurşin Topal da, “Hoş bir yer, sonuçta bizim memleketimiz, doğal ortam. Sürekli olarak yılda mutlaka 3, 4 defa geldiğimiz bir yer. Burası hoş, tatili burada geçirmeyi düşünüyorum. Batıya gitmektense burası daha güzel” şeklinde konuştu.

İlk hacı kafilesi Diyarbakır’dan yola çıktı İlk hacı kafilesi Diyarbakır’dan yola çıktı

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın organizasyonuyla kutsal topraklara gidecek olan 185 kişilik ilk hacı kafilesi Diyarbakır Havalimanı’ndan uğurlandı.

Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın organizasyonuyla kutsal topraklara gidecek olan 185 kişilik ilk hacı kafilesi Diyarbakır Havalimanı‘ndan uğurlandı.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın organizasyonuyla 2019 yılı ilk hacı kafilesi bugün saat 06.00’da Diyarbakır Havalimanı’ndan uğurlandı. İslam’ın şartlarından biri olan hac ibadetini yerine getirmek için kutsal topraklara gidecek olan 185 kişilik hacı adayları, gece saatlerinden itibaren heyecanlı bir şekilde yakınları ile birlikte Diyarbakır Havalimanı’na gelmeye başladı. Uğurlama törenine Diyarbakır Valisi Hasan Basri Güzeloğlu, Diyarbakır İl Emniyet Müdürü Tacettin Aslan, İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Mustafa Başoğlu, hacı adayları ve yakınları katıldı. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan törende açılış konuşmasını yapan Diyarbakır Valisi Hasan Basri Güzeloğlu, ilk hacı kafilesini uğurlamaktan, hacı adaylarıyla birlikte olmaktan büyük bir mutluluk duyduğunu dile getirdi. Vali Güzeloğlu, “Rabbim birazdan çıkacağınız ve cenab-ı Allah’ın misafiri olarak hac ibadeti niyetiyle başlayacağınız, haccınızı imanla ve sağlıkla tamamlamayı nasip eylesin. 185 hacı adayımız olarak günahlarından arınmış ve o büyük müjdeye erişmiş olarak sağlıkla bizlere, tüm yakınlarınıza hacı olarak kavuşmayı nasip eylesin. Arafat’ta eller açılırken sizler orada bizler burada dua yaparken, şüphesiz kendiniz, sevdikleriniz ve yakınlarınız için dua edeceksiniz. Bu hacda bizler için, Diyarbakır, ülkemiz, devletimiz ve milletimiz için dua istiyoruz. Dualarınızda bizleri de unutmayın inşallah. Şimdiden haccınız kabul olsun, Allah niyetinizi ve ibadetinizi kabul eylesin yolunuzu açık eylesin. Allah’a emanet olun her birinizin hacı kabul olsun İnşallah” dedi.

İlk defa hacca gidecek olan Ahmet Yılmaz, çok mutlu olduğunu belirterek Allah’ın bunu herkese nasip etmesini diledi.

Hacı adaylarından Kudrettin Yılmaz ise mutlu ve heyecanlı olduklarını söyledi. Yılmaz, “İnşallah Allah onu da giderir. İlk defa gidiyorum, Allah bize kolaylık versin inşallah” diye konuştu.

Hacı adayları daha sonra kendilerini kutsal yolculuğa uğurlamak için gelen yakınlarıyla vedalaşarak uçaklara bindi.

Erbil saldırısında yaralananlardan biri daha öldü Erbil saldırısında yaralananlardan biri daha öldü

Irak’ın Erbil kentinde bir restorana düzenlenen silahlı saldırıda yaralananlardan biri hayatını kaybetti.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Adli Tıp Kurumundan bir yetkiliden alınan bilgiye göre, Türkiye’nin Erbil Başkonsolosluğundaki bir görevlinin şehit edildiği saldırıda, başından aldığı kurşunla ağır yaralanan Beşdar Ramazan yaşamını yitirdi.

Ramazan’ın cenazesinin Adli Tıp Kurumundan alınarak, ailesine teslim edildiği belirtildi.

Erbil makamlarından, konuyla ilgili henüz resmi açıklama yapılmadı.Irak’ın Erbil kentinde bir restorana düzenlenen silahlı saldırıda Türkiye’nin Erbil Başkonsolosluğu’nda görevli bir diplomat şehit olmuş, saldırıda bir Irak vatandaşının da hayatını kaybettiği bildirilmişti.

YÖK başkanının öğretim elemanına soruşturma açma yetkisi iptal edildi YÖK başkanının öğretim elemanına soruşturma açma yetkisi iptal edildi

Anayasa Mahkemesi, YÖK başkanına öğretim elemanları hakkında doğrudan soruşturma açabilme yetkisi veren kuralın iptaline karar verdi.

Yüksek Mahkeme, yükseköğretim kurumları personelinin, kamu görevlileriyle herhangi bir ayrım gözetilmeksizin aynı disiplin hükümlerine tabi tutulmasını düzenleyen kanun hükmünü de iptal etti, iptal kararı 9 ay sonra yürürlüğe girecek.

Anayasa Mahkemesi, YÖK başkanına öğretim elemanları hakkında doğrudan soruşturma açabilme yetkisi veren kuralı, “bilimsel özerkliği zayıflattığı, YÖK’ün denetim yetkisini aştığı” gerekçesiyle iptal etti.

Resmi Gazetede yayımlanan karara göre CHP, 2547 Yükseköğretim Kanunu’na eklenen bazı düzenlemelerin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Dava dilekçesinde, devlet ve vakıf yükseköğretim kurumlarının personeline uygulanabilecek disiplin cezalarını gerektiren fiillere 657 sayılı Kanun’daki fiil ve hallerin de ilave edildiği, bu şekilde 657 sayılı Kanun’da sayılan fiil ve hallerin 2547 sayılı Kanun kapsamına alındığı belirtildi.

Dilekçede, üniversite öğretim elemanlarının memur statüsünde olmadığı halde bu statüye ilişkin disiplin hükümlerine tabi tutulmalarının amacı aşan bir düzenleme olduğu savunuldu.

Dava dilekçesinde ayrıca 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun, “disiplin cezası verme yetkisini” düzenleyen maddesine eklenen ve öğretim elemanları hakkında doğrudan YÖK Başkanı tarafından soruşturma açılmasını öngören kuralın da Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek, iptaline karar verilmesi istendi.

Anayasa Mahkemesi, her iki düzenlemeyi de Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Öğretim elemanlarının disiplin sorumluluğu kapsamına 657 sayılı Kanun’da sayılan fiillerin tamamını dahil eden kuralan iptaline ilişkin karar, 9 ay sonra yürürlüğe girecek.

GEREKÇEDEN     

Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesinde, yükseköğretim kurumları personeline uygulanabilecek disiplin cezalarına yer verilen kuralda, bu kurumlarında çalışan kamu görevlilerinin herhangi bir ayrım gözetilmeksizin aynı disiplin hükümlerine tabi tutulduğu belirtildi.

Gerekçede, “Anayasa’da üniversiteler, bilimsel ve idari özerkliğe sahip kılınarak diğer kamu kurumlarından farklı değerlendirilmiştir. Buna göre öğretim elemanları hakkında yapılacak düzenlemelerde de söz konusu farklılığın dikkate alınması gerektiği açıktır.” tespitleri yer aldı.

“ANAYASAL BAKIMDAN SORUNLARA YOL AÇAR”     

2547 sayılı Kanun’un “disiplin ve ceza işleri”ne ilişkin maddelerine, 6764 sayılı Kanun ile eklenen, “657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak…” şeklindeki ibarelerle, 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinde sayılan fiillerin tamamının, 2547 sayılı Kanun kapsamına alındığı belirtilen gerekçede, şunlar belirtildi:

“Bu fiillerin bir kısmının öğretim elemanlarına uygulanması anayasal bakımdan sorunlara yol açacak niteliktedir. Şöyle ki, 657 sayılı Kanun’da yetkili olmadığı halde basına demeç vermek kınama cezasını gerektiren fiiller arasında sayılmıştır. Bir öğretim elemanının bilimsel faaliyet alanına ilişkin bir konuda basın veya medya aracılığıyla kamuoyuna açıklamada bulunmasının disiplin yaptırımına bağlanması ise bilim hürriyeti ile bağdaşmamaktadır.”

Gerekçede, 2547 sayılı Kanun’da siyasi parti faaliyetinde bulunmamak kaydıyla yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanlarının siyasi partilere üye olabileceklerinin düzenlendiği hatırlatıldı.

657 sayılı Kanun’da ise siyasi partiye girmenin devlet memurluğundan çıkarılmayı gerektiren fiiller arasında gösterildiği belirtilen gerekçede, şu tespitler yapıldı:

“Bu yönüyle Anayasa’nın öğretim elemanlarına yasaklamadığı siyasi partilere üye olma fiilinin dava konusu ibareler yoluyla 2547 sayılı Kanun kapsamında kamu görevinden çıkarma cezasının dayanağı sayılması Anayasa ile çelişmektedir.

657 sayılı Kanun’da sayılan fiiller esas olarak devlet memurları için öngörülmüş olduğundan, bu fiillerin bir kısmı gerek içerik gerekse kullanılan kavramlar ve ifade tarzı itibarıyla öğretim elemanlığı görevinin kapsam ve niteliğiyle örtüşmemektedir. Nitekim kullanılan kavramlar noktasında ortaya çıkan bazı uyumsuzlukları kanun koyucunun da öngördüğü anlaşılmaktadır.”

Gerekçede, öğretim elemanları hakkında kılık ve kıyafet ile çalışma saatleri ve biçiminin belirlenmesi konusunda memurlar için öngörülen düzenlemelerin ayniyle uygulanmasında, “Yükseköğretim kurumları ve üst kuruluşları”nı düzenleyen Anayasa’nın 130. maddesine uygunluk bulunmadığı vurgulandı.

Anayasa tarafından öngörülen ayrım ve farklılıkların dikkate alınmayarak, öğretim elemanları ile memur ve diğer personelin tümüyle aynı kurallara tabi kılınması ve dava konusu ibareler yoluyla öğretim elemanlarının disiplin sorumluluğu kapsamına 657 sayılı Kanun’da sayılan fiillerin tamamının dahil edilmesinin, Anayasa’da bu kişiler için öngörülen güvencelerle örtüşmediğine işaret edildi.

Dava konusu kuralların, gerek uygulayıcılar gerekse disiplin kurallarının muhatapları yönünden birtakım belirsizliklere de yol açmasından ötürü Anayasa’nın ilgili maddeleriyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşıldığı bildirildi.

YÖK BAŞKANIN SORUŞTURMA YETKİSİNİN İPTALİ     

Anayasa Mahkemesi ayrıca, 2547 sayılı Kanun’un “disiplin ve ceza işleri”ne ilişkin maddelerine, 6764 sayılı Kanun ile eklenen ve YÖK başkanına öğretim elemanları hakkında doğrudan soruşturma açma yetkisi veren hükmünü de iptal etti.

İptal gerekçesinde, kuralın, aylıktan veya ücretten kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme, üniversite öğretim mesleğinden ve kamu görevinden çıkarma cezalarını gerektiren fiillerle ilgili olarak YÖK başkanının disiplin amiri sıfatıyla öğretim elemanları hakkında doğrudan soruşturma açabileceğini hüküm altına aldığı hatırlatıldı.

Anayasa’da üniversitelerin, kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip olduğunun belirtildiği vurgulanan gerekçede, yükseköğretim kurumlarının işleyişine ilişkin yapılacak düzenlemelerde YÖK’ün Anayasa’da tanımlanan görev ve işlevlerinin dikkate alınması gerektiği kaydedildi.

YÖK’e atfedilen işlevlerden bir kısmının gerekli görüldüğü hallerde YÖK başkanına bırakılmasının kanun koyucunun takdir yetkisinde olduğu ifade edilen gerekçede, şunlar aktarıldı:

“Bununla beraber devletin üniversiteler üzerindeki gözetim ve denetim yetkilerini düzenleyen konular bilimsel özerklik dikkate alınmak suretiyle kanun koyucuya bırakılmıştır. Bilimsel özerkliğin koşullarının oluşturulabilmesi üniversitelerin kendi işleyişine ilişkin idari kararların alınmasında da serbest olmasını gerektirmektedir. Bu bağlamda YÖK ile birlikte daha somut ve kurumsal bir görünüm kazanan devletin üniversiteler üzerindeki gözetim ve denetim yetkisi ile bilimsel özerkliğe sahip üniversite olgusu arasında hassas bir dengenin kurulması gerekmektedir.”

Gerekçede, 2547 sayılı Kanun’un 53. maddesinin (a) fıkrasının 6764 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki metninde, YÖK başkanı yalnızca YÖK ile üniversite rektörlerinin disiplin amiri olarak düzenlendiği, dolayısıyla soruşturma açma yetkisinin Kurul ve rektörler ile sınırlandırıldığı hatırlatıldı.

Dava konusu kuralın ise öğretim elemanlarının görev yaptığı yükseköğretim kurumundaki disiplin amirlerinin yetkisine ek olarak YÖK başkanına da disiplin amiri sıfatıyla öğretim elemanları hakkında doğrudan soruşturma açma yetkisi verdiği belirtildi.

Gerekçede, şunlar kaydedildi:

“Kuralın salt öğretim elemanlarının disiplin fiilleriyle ilgili YÖK başkanına doğrudan soruşturma açma yetkisi tanınmasının, YÖK’ün üniversiteler üzerinde sahip olduğu denetim yetkisinin neredeyse yükseköğretim kurumlarındaki tüm akademik personeli kapsayacak ve üniversiteler üzerinde hiyerarşik bir güce sahip olacak şekilde genişletilmesi sonucunu doğurduğu görülmüştür.

Öğretim elemanlarının görevlerine son verilmesinin kendi organları tarafından yürütülmesi hususunun bilimsel özerkliğin bir gereği olduğu da dikkate alındığında, YÖK başkanına öğretim elemanları hakkında soruşturma açma yetkisi tanıyan kuralın bilimsel özerkliği zayıflatan ve YÖK’ün sahip olduğu denetim yetkisini aşan yönü ile Anayasa’nın 130. ve 131. maddeleri ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.”

Cami yapımını durduracak imar planı değişikliğine tepkiler Cami yapımını durduracak imar planı değişikliğine tepkiler

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin Kayapınar ilçesinde cami yapımı için belirlenen alanların imar planını değiştirmesine tepkiler devam ediyor.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin Kayapınar ilçesinde cami yapımı için belirlenen alanların imar planını değiştirmesine tepkiler devam ediyor.
Merkez Kayapınar ilçesi Yunus Emre Camisi’nde kılınan öğlen namazının ardından, aralarında sivil toplum kuruluşu ve siyasi parti temsilcilerinin de yer aldığı cemaat, belediyenin kararını protesto etti.
Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından konuşan İl Müftü Vekili Nihat Koç, İslamiyet’in mabetlerin korunmasına büyük önem verdiğini söyledi.
Dokunulmaması gereken yerler arasında mabetlerin yer aldığını dile getiren Koç, “Hristiyan bir ülkeye giriyorsunuz kiliseye karışamıyorsunuz, Yahudi bir toplumla savaşa giriyorsunuz, onların havralarına karışamazsınız ama gelin görün ki Müslümanların mabetleri hep hakarete ve tecavüze uğradı.” dedi.
Mescid-i Aksa’nın İsrail’in işgali altında olduğunu, 1300 yıllık Emevi Camisi’nin ise Beşşar Esed’in bombalarıyla tahrip edildiğini anlatan Koç, şöyle konuştu:
“5. Harem-i Şerif Diyarbakır Ulu Cami’miz inanın kuşatma altındadır ama biz bunlara meydan vermeyeceğiz. Mabetlerimize, kutsallarımıza, bizi biz yapan değerlerimize sahip çıkacağız. Kayapınar’da devasa binalar, muhteşem yerleşim alanları yapılıyor. İmar planları yapılırken mabetlere yer verilmemiş. Müslüman bir vicdanın bunu kabul etmesi mümkün değil, biz de kabul etmiyoruz.”
AK Parti İl Başkanı Süleyman Serdar Budak ise imar planında değişiklik yapıldığını belirterek, “Müslümanların mabedi yaklaşık yüzde 70 bitmiş. Yarın burayı yıkmak isteyecekler. Onları bu mabetlere dokundurtmayacağız. O pis ve çirkin ellerini artık camilerimizin üzerinden çeksinler, bu kabul edilmez. Hukuki çalışmalarımız bu konuda devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
Vatandaşlardan Ramazan Çiçek de kararın kasıtlı olduğunu vurgulayarak, “Kesinlikle bu camiyi yıkamazlar. Yıkarlarsa dünya onlara zindan olur. Halk onlara gereken dersi verecektir.” dedi.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin aldığı karara tepki gösteren vatandaşlar, “Zalimler için yaşasın cehennem” ve “Belediye şaşırma sabrımızı taşırma” sloganları attı.
İçişleri Bakanlığınca görevlendirme yapılan dönemde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesince, merkez Kayapınar ilçesindeki 5 alan imar planında cami inşaatı için belirlenmişti. 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin ardından göreve gelen HDP’li belediye yönetimince, imar planında park ve dini tesis alanıyken sadece park alanı yapılmak üzere hazırlanan nazım imar planında değişiklik yapılması için 21 Haziran’da belediye meclisi kararı almıştı.
Valilik, Büyükşehir Belediye Meclisinin bu kararının mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle yürütmesinin durdurulması talebiyle Diyarbakır Nöbetçi İdare Mahkemesine başvurmuştu.


EDİTÖRLER
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Genel
Kültür Sanat