YÖK başkanının öğretim elemanına soruşturma açma yetkisi iptal edildi YÖK başkanının öğretim elemanına soruşturma açma yetkisi iptal edildi

Anayasa Mahkemesi, YÖK başkanına öğretim elemanları hakkında doğrudan soruşturma açabilme yetkisi veren kuralın iptaline karar verdi.

Yüksek Mahkeme, yükseköğretim kurumları personelinin, kamu görevlileriyle herhangi bir ayrım gözetilmeksizin aynı disiplin hükümlerine tabi tutulmasını düzenleyen kanun hükmünü de iptal etti, iptal kararı 9 ay sonra yürürlüğe girecek.

Anayasa Mahkemesi, YÖK başkanına öğretim elemanları hakkında doğrudan soruşturma açabilme yetkisi veren kuralı, “bilimsel özerkliği zayıflattığı, YÖK’ün denetim yetkisini aştığı” gerekçesiyle iptal etti.

Resmi Gazetede yayımlanan karara göre CHP, 2547 Yükseköğretim Kanunu’na eklenen bazı düzenlemelerin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Dava dilekçesinde, devlet ve vakıf yükseköğretim kurumlarının personeline uygulanabilecek disiplin cezalarını gerektiren fiillere 657 sayılı Kanun’daki fiil ve hallerin de ilave edildiği, bu şekilde 657 sayılı Kanun’da sayılan fiil ve hallerin 2547 sayılı Kanun kapsamına alındığı belirtildi.

Dilekçede, üniversite öğretim elemanlarının memur statüsünde olmadığı halde bu statüye ilişkin disiplin hükümlerine tabi tutulmalarının amacı aşan bir düzenleme olduğu savunuldu.

Dava dilekçesinde ayrıca 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun, “disiplin cezası verme yetkisini” düzenleyen maddesine eklenen ve öğretim elemanları hakkında doğrudan YÖK Başkanı tarafından soruşturma açılmasını öngören kuralın da Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek, iptaline karar verilmesi istendi.

Anayasa Mahkemesi, her iki düzenlemeyi de Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Öğretim elemanlarının disiplin sorumluluğu kapsamına 657 sayılı Kanun’da sayılan fiillerin tamamını dahil eden kuralan iptaline ilişkin karar, 9 ay sonra yürürlüğe girecek.

GEREKÇEDEN     

Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesinde, yükseköğretim kurumları personeline uygulanabilecek disiplin cezalarına yer verilen kuralda, bu kurumlarında çalışan kamu görevlilerinin herhangi bir ayrım gözetilmeksizin aynı disiplin hükümlerine tabi tutulduğu belirtildi.

Gerekçede, “Anayasa’da üniversiteler, bilimsel ve idari özerkliğe sahip kılınarak diğer kamu kurumlarından farklı değerlendirilmiştir. Buna göre öğretim elemanları hakkında yapılacak düzenlemelerde de söz konusu farklılığın dikkate alınması gerektiği açıktır.” tespitleri yer aldı.

“ANAYASAL BAKIMDAN SORUNLARA YOL AÇAR”     

2547 sayılı Kanun’un “disiplin ve ceza işleri”ne ilişkin maddelerine, 6764 sayılı Kanun ile eklenen, “657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak…” şeklindeki ibarelerle, 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinde sayılan fiillerin tamamının, 2547 sayılı Kanun kapsamına alındığı belirtilen gerekçede, şunlar belirtildi:

“Bu fiillerin bir kısmının öğretim elemanlarına uygulanması anayasal bakımdan sorunlara yol açacak niteliktedir. Şöyle ki, 657 sayılı Kanun’da yetkili olmadığı halde basına demeç vermek kınama cezasını gerektiren fiiller arasında sayılmıştır. Bir öğretim elemanının bilimsel faaliyet alanına ilişkin bir konuda basın veya medya aracılığıyla kamuoyuna açıklamada bulunmasının disiplin yaptırımına bağlanması ise bilim hürriyeti ile bağdaşmamaktadır.”

Gerekçede, 2547 sayılı Kanun’da siyasi parti faaliyetinde bulunmamak kaydıyla yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanlarının siyasi partilere üye olabileceklerinin düzenlendiği hatırlatıldı.

657 sayılı Kanun’da ise siyasi partiye girmenin devlet memurluğundan çıkarılmayı gerektiren fiiller arasında gösterildiği belirtilen gerekçede, şu tespitler yapıldı:

“Bu yönüyle Anayasa’nın öğretim elemanlarına yasaklamadığı siyasi partilere üye olma fiilinin dava konusu ibareler yoluyla 2547 sayılı Kanun kapsamında kamu görevinden çıkarma cezasının dayanağı sayılması Anayasa ile çelişmektedir.

657 sayılı Kanun’da sayılan fiiller esas olarak devlet memurları için öngörülmüş olduğundan, bu fiillerin bir kısmı gerek içerik gerekse kullanılan kavramlar ve ifade tarzı itibarıyla öğretim elemanlığı görevinin kapsam ve niteliğiyle örtüşmemektedir. Nitekim kullanılan kavramlar noktasında ortaya çıkan bazı uyumsuzlukları kanun koyucunun da öngördüğü anlaşılmaktadır.”

Gerekçede, öğretim elemanları hakkında kılık ve kıyafet ile çalışma saatleri ve biçiminin belirlenmesi konusunda memurlar için öngörülen düzenlemelerin ayniyle uygulanmasında, “Yükseköğretim kurumları ve üst kuruluşları”nı düzenleyen Anayasa’nın 130. maddesine uygunluk bulunmadığı vurgulandı.

Anayasa tarafından öngörülen ayrım ve farklılıkların dikkate alınmayarak, öğretim elemanları ile memur ve diğer personelin tümüyle aynı kurallara tabi kılınması ve dava konusu ibareler yoluyla öğretim elemanlarının disiplin sorumluluğu kapsamına 657 sayılı Kanun’da sayılan fiillerin tamamının dahil edilmesinin, Anayasa’da bu kişiler için öngörülen güvencelerle örtüşmediğine işaret edildi.

Dava konusu kuralların, gerek uygulayıcılar gerekse disiplin kurallarının muhatapları yönünden birtakım belirsizliklere de yol açmasından ötürü Anayasa’nın ilgili maddeleriyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşıldığı bildirildi.

YÖK BAŞKANIN SORUŞTURMA YETKİSİNİN İPTALİ     

Anayasa Mahkemesi ayrıca, 2547 sayılı Kanun’un “disiplin ve ceza işleri”ne ilişkin maddelerine, 6764 sayılı Kanun ile eklenen ve YÖK başkanına öğretim elemanları hakkında doğrudan soruşturma açma yetkisi veren hükmünü de iptal etti.

İptal gerekçesinde, kuralın, aylıktan veya ücretten kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme, üniversite öğretim mesleğinden ve kamu görevinden çıkarma cezalarını gerektiren fiillerle ilgili olarak YÖK başkanının disiplin amiri sıfatıyla öğretim elemanları hakkında doğrudan soruşturma açabileceğini hüküm altına aldığı hatırlatıldı.

Anayasa’da üniversitelerin, kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip olduğunun belirtildiği vurgulanan gerekçede, yükseköğretim kurumlarının işleyişine ilişkin yapılacak düzenlemelerde YÖK’ün Anayasa’da tanımlanan görev ve işlevlerinin dikkate alınması gerektiği kaydedildi.

YÖK’e atfedilen işlevlerden bir kısmının gerekli görüldüğü hallerde YÖK başkanına bırakılmasının kanun koyucunun takdir yetkisinde olduğu ifade edilen gerekçede, şunlar aktarıldı:

“Bununla beraber devletin üniversiteler üzerindeki gözetim ve denetim yetkilerini düzenleyen konular bilimsel özerklik dikkate alınmak suretiyle kanun koyucuya bırakılmıştır. Bilimsel özerkliğin koşullarının oluşturulabilmesi üniversitelerin kendi işleyişine ilişkin idari kararların alınmasında da serbest olmasını gerektirmektedir. Bu bağlamda YÖK ile birlikte daha somut ve kurumsal bir görünüm kazanan devletin üniversiteler üzerindeki gözetim ve denetim yetkisi ile bilimsel özerkliğe sahip üniversite olgusu arasında hassas bir dengenin kurulması gerekmektedir.”

Gerekçede, 2547 sayılı Kanun’un 53. maddesinin (a) fıkrasının 6764 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki metninde, YÖK başkanı yalnızca YÖK ile üniversite rektörlerinin disiplin amiri olarak düzenlendiği, dolayısıyla soruşturma açma yetkisinin Kurul ve rektörler ile sınırlandırıldığı hatırlatıldı.

Dava konusu kuralın ise öğretim elemanlarının görev yaptığı yükseköğretim kurumundaki disiplin amirlerinin yetkisine ek olarak YÖK başkanına da disiplin amiri sıfatıyla öğretim elemanları hakkında doğrudan soruşturma açma yetkisi verdiği belirtildi.

Gerekçede, şunlar kaydedildi:

“Kuralın salt öğretim elemanlarının disiplin fiilleriyle ilgili YÖK başkanına doğrudan soruşturma açma yetkisi tanınmasının, YÖK’ün üniversiteler üzerinde sahip olduğu denetim yetkisinin neredeyse yükseköğretim kurumlarındaki tüm akademik personeli kapsayacak ve üniversiteler üzerinde hiyerarşik bir güce sahip olacak şekilde genişletilmesi sonucunu doğurduğu görülmüştür.

Öğretim elemanlarının görevlerine son verilmesinin kendi organları tarafından yürütülmesi hususunun bilimsel özerkliğin bir gereği olduğu da dikkate alındığında, YÖK başkanına öğretim elemanları hakkında soruşturma açma yetkisi tanıyan kuralın bilimsel özerkliği zayıflatan ve YÖK’ün sahip olduğu denetim yetkisini aşan yönü ile Anayasa’nın 130. ve 131. maddeleri ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.”

17 Temmuz 2019
900 çocuk mağdur olacak denildi 900 çocuk mağdur olacak denildi

Hazar Gölü’nde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı sosyal tesisler Maden Kaymakamlığı tarafından kapatıldı.

900 çocuğun mağdur olacağını belirten belediye, “Hukuka aykırı gerçekleştirilen bu işleme karşı yürütmeyi durdurma talepli iptal davası açılacağı gibi, hukuka aykırı işlem yapan kişiler hakkında da suç duyurusunda bulunulacaktır” dedi.

Maden Kaymakamlığı, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin kampını kapattı.. 

DİYARBAKIR – Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı, cumartesi günü Hazar Gölü’nde belediyeye ait tesislerini ziyaret etti ve buradaki çocuklarla bir araya geldi. Mızraklı’nın ayrılmasının ardından Maden Kaymakamlığı yetkilileri kampa gelerek, eksikliklerin giderilmediğini ifade ederek tesis hakkında kapatma kararı alındığını söyledi.
Kaymakamlık yetkilileri jandarma ekipleriyle tesislere gelerek kapatılma kararını bekçiye bildirdi.

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı’nın ziyaretinin ardından kampın kapatılması dikkat çekti.

‘USULE UYGUN DEĞİL’

Belediye tarafından yapılan açıklamada, “Hazar Kampı Sosyal Tesislerimizin kapatılmasına dayanak olarak gösterilen Maden Kaymakamlığı yazısı usule aykırı olarak tebliğ edilmemiş ve var olduğu iddia edilen eksiklikler ile ilgili kurumumuza herhangi bir yazı yazılmamıştır” denildi.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “Maden Kaymakamlığı veya Elazığ Valiliği 2016 yılındaki bir yazı ve soruşturmayı gerekçe göstererek 2019 yılında işlem tesis etmişlerdir. Maden Kaymakamlığı’nın bahse konu yazısında tesisin 2017-2018 yılında kullanılmadığı ifade edilmiştir. Ancak, Maden Kaymakamlığı yetkilileri ve Elazığ’daki diğer yetkililer tarafından da iyi bilindiği ve belediye yöneticilerinin sosyal medya hesaplarına da yansıdığı üzere bu tesis Kayyım döneminde de -kapatılma gerekçesi olarak gösterilen eksiklikler ile- kullanılmaya devam edilmiştir. Kayyım döneminde hem yetişkinlere hem de çeşitli vakıflara kullandırılan bu alanla ilgili o dönemde hiçbir eksiklik iddiası öne sürülmemiştir.

‘900 ÇOCUK İÇİN HAYAL KIRIKLIĞI’

Yapılan açıklamada kayyım dönemine de atıfta bulunuldu ve alınan karar nedeniyle Diyarbakırlı 900 çocuğun hayal kırıklığı yaşayacağı belirtildi.  Açıklamada şöyle denildi: “Belediyemizce 16 Nisan 2019 tarihinden itibaren söz konusu tesisin asli amacı doğrultusunda dezavantajlı çocuklara kullandırılması için yoğun bir çaba gösterilmiştir. Kayyım döneminde yapılmayan bakım ve onarım yapılmış, tesisdeki eksiklikler giderilerek yoğun bir emek ve kamu kaynağı kullanılarak tesis elverişli hale getirilmiştir. Ancak, Belediye Eşbaşkanımızın ziyaret ettiği günün hemen ertesinde tatil günü baskın yapar tarzda tesise gidilerek kapatılmasını söylemek ciddiyetten uzak bir yaklaşımdır. Mesai saatini ve yetkilileri beklemeden yapılan bu işlem hukuken sakat bir işlemdir.

Selçuk Mızraklı, çocuklarla etkinliklere katılmıştı.

Bu işlem sebebiyle yaz döneminde tesisten faydalanması planlanan 900’e yakın Diyarbakırlı çocuk hayal kırıklığına uğrayacaktır. Çocukların hayallerini yıkmak hiç kimsenin hakkı değildir. Çocuklarımızın haklarına sahip çıkmak için belediyemizce hukuka aykırı gerçekleştirilen bu işleme karşı yürütmeyi durdurma talepli iptal davası açılacağı gibi, hukuka aykırı işlem yapan kişiler hakkında da suç duyurusunda bulunulacaktır.

 

 

15 Temmuz 2019
Cami yapımını durduracak imar planı değişikliğine tepkiler Cami yapımını durduracak imar planı değişikliğine tepkiler

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin Kayapınar ilçesinde cami yapımı için belirlenen alanların imar planını değiştirmesine tepkiler devam ediyor.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin Kayapınar ilçesinde cami yapımı için belirlenen alanların imar planını değiştirmesine tepkiler devam ediyor.
Merkez Kayapınar ilçesi Yunus Emre Camisi’nde kılınan öğlen namazının ardından, aralarında sivil toplum kuruluşu ve siyasi parti temsilcilerinin de yer aldığı cemaat, belediyenin kararını protesto etti.
Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından konuşan İl Müftü Vekili Nihat Koç, İslamiyet’in mabetlerin korunmasına büyük önem verdiğini söyledi.
Dokunulmaması gereken yerler arasında mabetlerin yer aldığını dile getiren Koç, “Hristiyan bir ülkeye giriyorsunuz kiliseye karışamıyorsunuz, Yahudi bir toplumla savaşa giriyorsunuz, onların havralarına karışamazsınız ama gelin görün ki Müslümanların mabetleri hep hakarete ve tecavüze uğradı.” dedi.
Mescid-i Aksa’nın İsrail’in işgali altında olduğunu, 1300 yıllık Emevi Camisi’nin ise Beşşar Esed’in bombalarıyla tahrip edildiğini anlatan Koç, şöyle konuştu:
“5. Harem-i Şerif Diyarbakır Ulu Cami’miz inanın kuşatma altındadır ama biz bunlara meydan vermeyeceğiz. Mabetlerimize, kutsallarımıza, bizi biz yapan değerlerimize sahip çıkacağız. Kayapınar’da devasa binalar, muhteşem yerleşim alanları yapılıyor. İmar planları yapılırken mabetlere yer verilmemiş. Müslüman bir vicdanın bunu kabul etmesi mümkün değil, biz de kabul etmiyoruz.”
AK Parti İl Başkanı Süleyman Serdar Budak ise imar planında değişiklik yapıldığını belirterek, “Müslümanların mabedi yaklaşık yüzde 70 bitmiş. Yarın burayı yıkmak isteyecekler. Onları bu mabetlere dokundurtmayacağız. O pis ve çirkin ellerini artık camilerimizin üzerinden çeksinler, bu kabul edilmez. Hukuki çalışmalarımız bu konuda devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
Vatandaşlardan Ramazan Çiçek de kararın kasıtlı olduğunu vurgulayarak, “Kesinlikle bu camiyi yıkamazlar. Yıkarlarsa dünya onlara zindan olur. Halk onlara gereken dersi verecektir.” dedi.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin aldığı karara tepki gösteren vatandaşlar, “Zalimler için yaşasın cehennem” ve “Belediye şaşırma sabrımızı taşırma” sloganları attı.
İçişleri Bakanlığınca görevlendirme yapılan dönemde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesince, merkez Kayapınar ilçesindeki 5 alan imar planında cami inşaatı için belirlenmişti. 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin ardından göreve gelen HDP’li belediye yönetimince, imar planında park ve dini tesis alanıyken sadece park alanı yapılmak üzere hazırlanan nazım imar planında değişiklik yapılması için 21 Haziran’da belediye meclisi kararı almıştı.
Valilik, Büyükşehir Belediye Meclisinin bu kararının mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle yürütmesinin durdurulması talebiyle Diyarbakır Nöbetçi İdare Mahkemesine başvurmuştu.

14 Temmuz 2019
Diyarbakır’da avukatlar bireysel silahlanmaya ‘hayır’ dedi Diyarbakır’da avukatlar bireysel silahlanmaya ‘hayır’ dedi

Diyarbakır’da avukatlar bireysel silahlanmaya ‘hayır’ dediDİYARBAKIR – Diyarbakır Barosu, bireysel silahlanmaya dikkat çekmek ve silahlı saldırı sonucu yaşamını yitiren Avukat Armanç Arkaş ve Müzeyyen Boylu ile İstanbul Barosu avukatı Hüseyin Yama’yı anmak için bir basın açıklaması yaptı.

Diyarbakır Barosu, bireysel silahlanmaya dikkat çekmek ve silahlı saldırı sonucu yaşamını yitiren Avukat Armanç Arkaş ve Müzeyyen Boylu ile İstanbul Barosu avukatı Hüseyin Yama’yı anmak için bir basın açıklaması yaptı.
Avukat Armanç Arkaş’ın çıkan arbedede hayatını kaybettiği Kayapınar ilçesi 75 metre yol üzerinde bulunan kafenin önünde yaptı. Çok sayıda avukatın katıldığı basın açıklamasını Baro Başkanı Avukat Cihan Aydın yaptı.
“Öümün telafisi ve tesellisi yoktur”
Aydın, Av. Armanç Arkaş, 22 Haziran günü iki grup arasında çıkan kavgayı ayırmak isterken taraflardan birinin silahından çıkan kurşunla yaşamını yitirdi. Genç bir meslektaşımızın hayatının baharında bu şekilde aramızdan ayrılmış olmasının derin hüznünü yaşamaya devam ediyoruz. Onu hayallerinden, ideallerinden ve sevdiklerinden koparan hadise, ne yazık ki toplumun belleğinde acı bir kayıt olarak yer alacaktır. Bu olaydan 1 ay önce bilindiği üzere yine meslektaşımız Av. Müzeyyen Boylu sokak ortasında boşanmak istediği eşi tarafından 11 kurşunla vurularak yaşamını yitirmişti. Daha dün İstanbul Barosuna bağlı olarak görev yapan meslektaşımız Av. Hüseyin Yama’nın silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybettiğini üzülerek öğrendik. 2019 yılı içerisinde Aksaray Barosuna bağlı olarak görev yapan meslektaşımız Av. İbrahim Ergin’de dahil olmak üzere 4 meslektaşımızı silahlı saldırı sonucu kaybetmiş bulunmaktayız. Yalnızca birkaç ay içerisinde gerçekleşen ve sonuçları bir hayli yıkıcı olan bu olaylar geride tarifsiz bir matem bıraktığı gibi toplumda yaratılan şiddet duygusunun da hangi boyutlara vardığını çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Unutulmamalıdır ki ölümün telafisi ve tesellisi yoktur. Bu yüzden yaşamı savunmak bugün için daha zor ama daha elzem bir hal almıştır” dedi.
“Daha fazla tahammülümüz kalmadı”
Aydın, “Şiddet günden güne artmaktadır. Bunun en temel sebeplerinden biri de bireysel silahlanmadır. Silahlanma ne kadar artarsa bu silahların kullanımı da o derece artar. Türkiye’de son 10 yılda ruhsatlı veya ruhsatsız silah sayısı en az 10 kart arttı. Umut Vakfının hazırlamış olduğu “Türkiye’de Silahlı Şiddet Haritası-2018″ raporuna göre, günde 6 kişi, yılda 2187 kişi bireysel silahlanma sebebiyle hayatını kaybederken, birçoğu ağır olmak üzere, 3529 kişi yaralandı. İçişleri Bakanlığı’nın 2017 Mayıs verilerine göre ise, 2016 yılının sonu itibari ile ruhsatlı tabanca sayısının 308 bin 296’sı sivil vatandaşa ait olmak üzere toplamda 692 bin 921 ruhsatlı tabanca olduğunu açıkladı. Yine İçişleri Bakanlığı, sadece 2018 yılı içerisinde, toplamda 77 bin 185 silah ruhsatı verildiğini açıklamıştır. Ayrıca yüzde 85’i ruhsatsız olmak üzere toplamda 25 milyon civarı bireysel silah bulunmaktadır. Sevdiklerimizin hayatını kaybetmesini önlemek bizim elimizdedir. Bir hiç uğruna, anlık öfkelerle ya da cehalet sonucu sevdiklerimizi kaybetmeye daha fazla tahammülümüz kalmadı. Bu sebepledir ki; devlet, siyasi partiler, dernekler, vakıflar, sivil toplum kuruluşları toplumların kaderlerini etkileyen ve yaşamı üzerinde acı etkiler doğurabilecek bu şiddet sorunu karşısında hep birlikte hareket etmeli ve hep birlikte yaşamı savunmalıdır” diye konuştu
Yapılan açıklamanın ardından Baro Başkanı Avukat Cihan Aydın ve baro üyesi avukatlarla birlikte Av. Armanç Arkaş’ın öldüğü yere gül bıraktıktan sonra açıklama son buldu.

13 Temmuz 2019
Diyarbakır-IKBY Dış Ticaret Çalıştayı Yapıldı Diyarbakır-IKBY Dış Ticaret Çalıştayı Yapıldı

Erbil Ticari Ataşesi Zihni Tuğrul, “Irak’ın en çok ithal ettiği kalemlerde payımız çok düşük.” dedi.

Erbil Ticari Ataşesi Zihni Tuğrul, “Irak’ın en çok ithal ettiği kalemlerde payımız çok düşük.” dedi.
Tuğrul, bir otelde düzenlenen Diyarbakır-IKBY Dış Ticaret Çalıştayı’nın açılışında yaptığı konuşmada, Irak’ın Türkiye ihracatı için büyük önem taşıdığını belirterek, Irak’ta yaşanan siyasi istikrar ve çatışmaların bu ülkeye ihracatı etkilediğini söyledi.
Irak ekonomisinin petrole dayalı olduğuna, petrol fiyatının yükseldiği dönemde ithalatının da arttığına işaret eden Tuğrul, Irak’ın günlük 4,5 milyon varil petrol üretimi yaptığını kaydetti.
Irak’ın IMF programı uygulaması nedeniyle bazı sıkıntılar yaşandığını aktaran Tuğrul, şöyle konuştu:
“Irak şubat ayından itibaren tek gümrük uygulamasına geçti. Irak’ın güneyine gidecek ürünlerde çifte verginin kalkması ihracatımızın artacağı yönünde sevindirdi ancak öyle olmadı. Gümrükler yükseldi, yerli üretim bahanesiyle bazı ürünlerin ithalatına yüksek vergiler getirildi. Irak ile bir ticaret anlaşması yapılması için Bakanlığımız ön çalışma yapıyor.”
“Irak’ın en çok ithal ettiği kalemlerde payımız çok düşük.” diyen, Tuğrul, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özellikle en büyük ihracat kalemimiz olan mücevherat. Bu kapsamda altın sektörü çok önemli. Dubai’de vergilerin yükseltilmesinden dolayı oradaki tüccarların Türkiye’ye geldiğini biliyoruz. Bunun avantajını ele geçirebiliriz.”
“Sıkıntılar büyük ölçüde azaldı”
Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya da, Diyarbakır’ın yıllık ihracatının yıllık yaklaşık 200 milyon lira olduğunu belirterek, bazı şirketlerin çeşitli nedenlerle ihracatını Mersin ve İstanbul başta olmak üzere diğer illerden yaptığını söyledi.
Diyarbakır ve çevre illerden yapılan ihracatın yüzde 65’inin Irak’a gerçekleştirildiğini aktaran Kaya, “Geçen yıl Irak’a ihracatta özellikle sınır kapısında sıkıntılar yaşanıyordu. İpekyolu Gümrük Bölge Müdürlüğü yetkililerinin yoğun çabası sayesinde sıkıntılar büyük ölçüde azaldı.” diye konuştu.
“Ekonomik sorunu fırsata dönüştürebiliriz”
Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Yönetim Kurulu Başkanı Aziz Odabaşı ise Orta Doğu pazarının Diyarbakır’da üretim yapan firmalar için büyük önem taşıdığını kaydetti.
“IKBY üzerinden Irak’ın diğer bölgelerine ve hatta onların ticari yeteneklerini kullanıp, Arap dünyasının diğer pazarlarına ulaşabiliriz.” ifadelerini kullanan Odabaşı, şöyle konuştu:
“Böylelikle pazarımızı hem genişletmiş hem de çeşitlendirmiş olacağız. Eskilerin yanı sıra yeni ürünlerimizi daha kaliteli ve son müşterinin beğenisini kazanacak şekilde üreterek rekabet gücümüzü arttırmayı, yeni pazarlara açılmayı ve yeni pazarlama teknikleriyle pazarımızı genişletmeyi hedef alarak, bu ekonomik sorunu fırsata dönüştürebiliriz.”
Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB) Koordinatör Başkanı Ahmet Fikret Kileci, Irak ve Suriye’deki siyasi problemlerin uzun yıllar sürebileceğine işaret ederek, bu eksende ihracat artışının hedeflenmesi gerektiğini söyledi.

13 Temmuz 2019
Diyarbakır ve Süleymaniye’de karşılıklı açık hava reklamları yapılacak Diyarbakır ve Süleymaniye’de karşılıklı açık hava reklamları yapılacak

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya, Süleymaniye Valisi Dr. Haval Abubaker’i ziyaret etti.

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet KayaSüleymaniye Valisi Dr. Haval Abubaker’i ziyaret etti. Ziyarette, Diyarbakır ve Süleymaniye’de karşılıklı olarak açık hava reklamlarının yapılması kararlaştırıldı.

DTSO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya başkanlığındaki heyet, Süleymaniye Valisi Dr. Haval Abubaker ile Süleymaniye’de bir araya gelerek, Diyarbakır ve Süleymaniye arasında iş birliğin geliştirilmesi konusunda görüşme gerçekleştirdi. Yapılan görüşmede Diyarbakır ve Süleymaniye arasında ortak fuarlar düzenlenmesi ile ilgili konu değerlendirildi. Ayrıca turizm sektörü ile ilgili olarak Diyarbakır ve Süleymaniye’de karşılıklı olarak açık hava reklamlarının yapılması kararlaştırıldı.

Heyet daha sonra Süleymaniye Valisi Abubaker ile birlikte Süleymaniye’de faaliyet gösteren Royal Can Metal Kutu fabrikasını ziyaret etti. Royal Can adına heyeti kabul eden firma yetkilisi Abdulla Anis ile Diyarbakır ve Süleymaniye’deki yatırım fırsatları değerlendirildi. Heyet yaptığı temasların ardından Royal Can Firmasını Diyarbakır’a davet etti.

Royal Can Firma Yetkilisi Abdulla Anis ise en yakın zamanda Diyarbakır’ı ziyaret edeceklerini belirtti.

10 Temmuz 2019
Üniversiteyi kazanmanın tercih sorunu

Yoğun bir hazırlık döneminin ardından sınava giren üniversite adayları, şimdi de hayatlarının seçimini yapacakları tercih aşamasına geldiler. Eğitimciler, bütün bir yıl gösterilen çabanın sonuçlarının alınacağı bu süreçte; adayların telaşa kapılmamaları ve doğru tercih için acele etmemeleri konusunda özellikle uyarıyor. Biz de bu önemli süreci en iyi şekilde değerlendirebilmeniz için konuyu Altınbaş Üniversitesi Rehberlik Koordinatörü Murat Acet’e sorduk ve bakın nasıl cevaplar aldık…

 

 

“Maçı hem sahada hem masada kazanın”

Sevgili üniversite adayları, tercih konusunda ilk ve öncelikli önerim; soğukkanlı olmanız ve bu dönemde olabildiğince yaşamlarınızı sadeleştirmeniz yönünde olacak. Sadeleştirmekten kastım; tercih dönemine odaklanıp hiçbir bilgi ve detayı atlamadan sınav başarınızı doğru bir kararla pekiştirin. Diğer bir deyişle maçı hem sahada hem de masada kazanın.

 

Destek alın ama son kararı siz verin

Mesleklerin de insanlar gibi farklı özellikleri ve şartları vardır. Bu nedenle öncelikle hangi özelliklere ve yeteneklere sahip olduğunuzu saptamanız çok önemlidir. “Ben neleri yapabilirim/yapabiliyorum?”, “Seçeceğim meslek ve bölümden beklentilerim nedir?” sorularının cevaplarını doğru bulabilirseniz sağlıklı bir tercihte bulunmuş olursunuz. Bu durum mutlu ve başarılı olma ihtimalinizi de arttırır.

 

“Tercih kurbanı” olmayın

“Puanım ziyan olmasın”, “Aile mesleğini sürdürmek için x bölümünü seçtim”, “Y bölümü geleceğin en popüler mesleği imiş” ya da “ben z şehrinde kesinlikle okuyamam’” gibi düşüncelerin tek kıstasmış gibi verildiği kararlar en sık rastlanan hatalardır. İlk bakışta oldukça masum görünen bu telkinler, sonrasında telafisi oldukça zor hasarlar oluşturabilir. Çevrenizde ‘tercih kurbanı oldum’ ifadesini sıklıkla duymuşsunuzdur. Bu nedenle her yıl binlerce öğrenci yeniden sınavlara girerek meslek ve bölüm tercihlerini değiştiriyor. Ailelerin, rehber öğretmenlerin ve meslek uzmanlarının fikir ve deneyimleri tabi ki çok önemli. Ancak, seçtiğiniz zaman pişman olmayacağınız, kişilik özelliklerinizle özdeşleştirebileceğiniz kısaca mutlu olabileceğiniz mesleği seçmeniz ve seçimin sorumluluğunu üstlenmeniz birincil amacınız olmalıdır.

 

Bütün kriterleri değerlendirin

Geçmiş yıllarda birçok aday, bilindik üniversite ve bölümleri tercih etme eğilimindeydi. Son yıllarda üniversite, bölüm ve mesleki uzmanlık alanlarının sayıca artıp çeşitlenmesiyle yabancı dil olanakları, çift diploma imkânları, üniversitenin yurt dışı ve iş dünyasıyla ortak çalışmaları daha etkili olmaya başladı.

 

Tercih yaparken bunlara dikkat!

Her tercih döneminde birçok öğrencinin sürenin azlığından, yeterince araştırma yapamamaktan şikâyet ederek tercih haklarından ve üniversiteye yerleşme fırsatından vazgeçtiğini biliyoruz. Bu nedenle tercih etmek isteyeceğiniz üniversite, bölümler ve özel koşullarla ilgili ayrıntılı ve net bilgilere ulaşmak için özellikle zaman ayırmanızı öneririz. Bu konuda üniversitelerin web sitelerinden, tanıtım dokümanlarından, daha önce yerleşmiş tanıdık öğrencilerin düşüncelerinden bilgi sahibi olabilirsiniz. Ayrıca, YKS ile ilgili uzman rehber öğretmenlerin ve tercih danışmanlarının hem teknik bilgilerinden hem de deneyimlerinden faydalanabilirsiniz. Başarı sırası, taban puanı, puan türü, kontenjan, özel şartlar gibi sınava ait terimler de önceden öğrenilmesi yararınıza olur. Tercih sıralamalarınızı önce isteklerinize, sonra da bölümlerin geçen seneki başarı sıralamasına göre yapın. Kontenjan ve tercih eğilimlerindeki değişiklikleri göz önünde bulundurarak geniş bir yelpazede bir liste oluşturarak yerleşme olasılığınızı arttırın diğer deyişle açıkta kalma riskinizi en aza indirin.

Başarmak tercih meselesidir.

8 Temmuz 2019